
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu ve ifade özgürlüğüne etkisi” başlıklı raporda MLSA, TCK 217/A kapsamında açılan davaların mahkûmiyetle sonuçlanmasa bile uzun yargılama, tutukluluk riski ve damgalama yoluyla caydırıcı etki yarattığını kaydetti.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesinin uygulanmasına ilişkin yeni raporunu yayımladı.
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu ve ifade özgürlüğüne etkisi” başlıklı raporda dernek, 2024–2026 yılları arasında izlediği davalar üzerinden yasanın pratikte nasıl uygulandığını analiz etti.
21 dava ve 39 duruşma üzerinden hazırlanan rapora göre TCK 217/A en çok gazetecileri hedef alsa da son üç yılda beri iş dünyası temsilcilerini (TÜSİAD), baro yöneticilerini, sağlık çalışanlarını ve sosyal medya kullanıcılarını da kapsayacak biçimde genişledi.
İzlenen davaların büyük çoğunluğunda (yüzde 72 – 16 gazeteci) sanık sandalyesine gazeteciler ve medya çalışanları oturdu.
Gazetecilerin yargılandığı davaların çoğu beraatla bitti. Ancak raporun yazım tarihinde devam eden yargılamalar vardı.
Gazeteci olmayan sanıklarda ise (sosyologlar, aktivistler, iş insanları, avukatlar) mahkûmiyet oranı yüksekti. Mahkûmiyetlerin büyük bölümü hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ile sonuçlandı.
İzlenen davalarda yasa genellikle 6 Şubat 2023 Maraş depremleri, seçim süreçleri ve yargı haberciliği gibi siyasi açıdan hassas dönem ve konularda kullanıldı. Yargılanan isimler şöyleydi:
Gazeteciler ve muhabirler: Evrim Kepenek, Yüsra Batıhan, Sinan Aygül, Furkan Karabay, Tolga Şardan, Merdan Yanardağ, Ozan Balık, Zafer Arapkirli, Timur Soykan, Barış Pehlivan, Şule Aydın, Murat Ağırel, Dinçer Gökçe, Nilay Can, Veysi Dündar, Ahmet Kanbal ve diğerleri.
Aktivistler ve sosyal medya kullanıcıları: Veli Saçılık (sosyolog-yazar), Feyza Nur Çalıkoğlu ve çok sayıda anonim kullanıcı.
İş dünyası temsilcileri: TÜSİAD eski yöneticileri Ömer Aras ve Orhan Turan.
Hukuk profesyonelleri: İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi, avukat İrem Çiçek.
Sağlık çalışanları: Doktor Yusuf Eryazğan.
Siyasi danışmanlar: Antalya davasındaki Necati Özkan.
Beraat edenler: Sinan Aygül, Evrim Kepenek, Batuhan Çolak, Eray Ertürk, Nilay Can, Dinçer Gökçe, Veysi Dündar, Feyza Nur Çalıkoğlu, İbrahim Kaboğlu ve İstanbul Barosu’nun 10 üyesi
HAGB ile sonuçlananlar: Veli Saçılık – 10 ay, Yüsra Batıhan – 10 ay, Nasuh Mahruki – 11 ay 20 gün, Süha Çardaklı – 1 yıl 11 ay 12 gün, Serkan Kafkas – 1 yıl 11 ay 12 gün, İrem Çiçek – 10 ay, Ömer Aras ve Orhan Turan (TUSİAD) - 1 yıl 3 ay 18 gün
Devam edenler: Tolga Şardan, Furkan Karabay, Merdan Yanardağ, Ahmet Kanbal, Timur Soykan, Barış Pehlivan ve diğerleri
MLSA, raporda uluslararası değerlendirmelere de yer verdi. Venedik Komisyonu’nun 217/A için yaptığı “öngörülemez” uyarısının, mahkemelerin benzer dosyalarda verdiği farklı kararlarla doğrulandığını kaydetti. Raporda ARTICLE 19’un, somut kamu düzeni tehdidi gösterilmeden ceza verilmesine yönelik eleştirisini hatırlattı.
"KAMUYU İLGİLENDİREN HABER VE ELEŞTİRİLERİ DİZGİNLEMEK İÇİN ARAÇSALLAŞTIRILIYOR"
MLSA raporda şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sonuçlanan davalarda ortaya çıkan tablo, yasanın ‘mahkûmiyet’ değil ‘yargılama sürecinin bizzat kendisinin ceza’ olarak işlev gördüğünü göstermektedir.
MLSA verilerinin ortaya koyduğu en kritik bulgu şudur: TCK 217/A uygulamasında amaçlanan caydırıcı etki, mahkûmiyet değil yargılama sürecinin bizzat kendisiyle sağlanmaktadır. Gazeteciler beraat kazandığında bile aylarca süren yargılama süreci, tutukluluk riski, hukuki masraflar, medyada oluşan damgalama ve mesleki belirsizlik kalıcı izler bırakmaktadır.
Furkan Karabay örneği bu örüntünün en çarpıcı yansımasıdır: 201 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye olan gazeteci, bir ay geçmeden yeniden gözaltına alınmış ve ev hapsiyle serbest bırakılmıştır. Sinan Aygül ise beraat kararına kavuşmak için yaklaşık üç yıl yargılanmış; tutukluluğu AİHM’e taşınmıştır.
TCK 217/A’nın uygulaması, yasanın ‘dezenformasyonla mücadele’ için değil, kamuyu ilgilendiren hassas konulardaki haber, yorum ve eleştirileri dizginlemek için araçsallaştırıldığını gözler önüne sermiştir.
Veriler yasanın uygulanmasının yalnızca gazetecileri değil, giderek daha geniş bir sivil toplum kesimini hedef aldığını göstermektedir. TCK 217/A, bireyleri mahkûm eden bir ‘hukuki araç’ olarak değil, bir baskı ve caydırma mekanizması olarak işlev görmektedir
MLSA bu bulguların ışığında şu temel öneriyi sunmaktadır: TCK 217/A ya yürürlükten kaldırılmalı ya da Venedik Komisyonu, ARTICLE 19 ve uluslararası insan hakları standartlarının öngördüğü kapsamlı reformlarla köklü biçimde değiştirilmelidir."
Kaynak:https://bianet.org/haber/sansur-yasasi-gazetecileri-beraat-etseler-de-cezalandiriyor-317762