BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNDE MEDYA İZLEME RAPORU

BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNDE MEDYA İZLEME RAPORU

MEDYA ANALİZİ VE DEĞERLENDİRME

DFG’nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yaptığı medya izleme çalışması, aynı siyasi gelişmelerin farklı medya kuruluşlarında farklı kavramlar ve haber çerçeveleri üzerinden ele alındığını göstermektedir. İncelenen haberlerde özellikle güvenlik, terör, tasfiye, siyasi rekabet, barış, müzakere ve demokratik çözüm eksenlerinin öne çıktığı görülmektedir.

Bu farklılık, yalnızca haber başlıklarında kullanılan kelimelerle sınırlı değildir. Gelişmenin hangi yönünün haberin merkezine alındığı, hangi aktörlerin kaynak olarak kullanıldığı, hangi bilgilerin görünür veya geri planda bırakıldığı ve haberin hangi bağlam içerisinde sunulduğu da medya kuruluşları arasında belirgin biçimde farklılaşmaktadır.

İktidara yakın medya kuruluşlarında süreç ağırlıklı olarak güvenlik, ‘terör’ ve örgütün feshi/tasfiyesi üzerinden çerçevelenmektedir. 27 Şubat 2025 tarihli çağrının ardından kullanılan “Terörsüz Türkiye için önemli adım… PKK kendini feshetmelidir!” başlığı bu yaklaşımın somut örneklerinden biridir.

Benzer biçimde PKK’nin kongre ve fesih kararının ardından “Terör Belası Bitiyor”, “41 yıllık Bela Bitti” ve “Terörsüz Türkiye’de Tarihi Adım” gibi başlıkların kullanılması, gelişmenin barış ve demokratik çözüm boyutundan ziyade örgütün sona ermesi ve güvenliğin sağlanması çerçevesinde sunulduğunu göstermektedir.

Bu haberlerde “terör”, “bela”, “tasfiye”, “fesih” ve “terörsüz Türkiye” gibi kavramların öne çıkması, süreç haberlerinde güvenlik terminolojisinin belirleyici bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bu söylemler, barışa hizmet eden bir dil olmaktan öte nefret dilini de körükletirmiştir.

Muhalif medya kuruluşlarında ise süreç ağırlıklı olarak iktidarın siyasi politikaları, geçmiş çözüm deneyimleri ve sürecin amacı üzerinden ele alınmaktadır.

Bu yayınlarda gelişmelerin yalnızca içeriği değil, iktidarın süreci hangi siyasi amaçlarla yürüttüğü de tartışmaya açılmaktadır. Böylece güvenlik merkezli çerçeveden farklı olarak siyasi rekabet, iktidar politikası ve süreçle ilgili şüpheler haberlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Özellikle Sözcü Gazetesi, doğrulanmayan haberleri ile doğrudan Demokratik Toplum ve Barış sürecini hedef almıştır. Abdullah Öcalan’a dönük “Villa”, “Eş” haberleri ile etik haberciliği ilkelerini de hiçe sayan bir yayıncılık izlemiştir.

Bu yaklaşımda “barış” ve “demokratik çözüm” kavramları zaman zaman yer alsa da, haberin ana çerçevesinin çoğunlukla siyasi aktörlerin tutumları ve sürecin siyasi sonuçları üzerinden oluşturulduğu görülmektedir.

Özgür basında barış ve demokratik çözüm çerçevesi

Özgür Basın içerisinde yer alan yayınlarda ise süreç daha çok barış, müzakere, demokratik çözüm ve yeni bir siyasal dönem kavramları üzerinden ele alınmaktadır.

Örneğin PKK’nin fesih kararının ardından Evrensel’de “Bahane Kalmadı”, Yeni Yaşam’da ise “Yeni Bir Başlangıç” başlıklarının kullanılması, aynı gelişmenin güvenlik merkezli değil, yeni bir çözüm ve siyasal dönüşüm perspektifiyle ele alınabildiğini göstermektedir.

Bu yayınlarda ayrıca çağrının yalnızca silah bırakma ve örgütsel fesih boyutuna değil, demokratik çözüm, hukuki düzenlemeler ve siyasal sürecin ilerletilmesine ilişkin bölümlerine de yer verildiği görülmektedir.

Sürecin hukuki ve demokratik boyutunun görünürlüğü

DFG’nin izleme açısından önem verdiği başlıklardan biri, sürecin hukuki ve demokratik boyutunun medya gündemindeki görünürlüğüdür.

Özellikle 2026 yılında sürecin birinci yılına ilişkin açıklamalarda yasal düzenlemeler, siyasi adımlar ve sürecin ilerlemesini sağlayacak hukuki zemine ilişkin tartışmaların öne çıktığı görülmektedir. Buna karşın bazı medya kuruluşlarında bu tartışmaların yerine örgütün adı ve kimliği üzerinden haberleştirme yapılmıştır.

Cumhuriyet’in “Milliyetçi hareket ve Apocu Hareket”, Akit’in ise “PKK adını değiştirdi” başlıkları bu farklılığın örnekleri olarak değerlendirilebilir. Bu haberlerde açıklamaların hukuki ve siyasi boyutundan ziyade örgütsel kimlik ve isim değişikliği unsurunun öne çıkarılması, haber gündeminin belirli unsurlarının diğerlerine göre daha görünür hale getirildiğini göstermektedir.

Medya analizinin bir diğer boyutunu haberlerde kullanılan kaynakların çeşitliliği oluşturmaktadır.

Süreç haberlerinde devlet kurumları, hükümet temsilcileri ve siyasi parti yöneticilerinin açıklamalarının ağırlığı ile Kürt siyasi aktörleri, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, gazeteciler ve doğrudan toplumun farklı kesimlerinin görüşlerinin haberlerdeki görünürlüğü karşılaştırılmalıdır.

Bu açıdan DFG’nin kodlama çalışmasında yalnızca haberin hangi çerçevede verildiğinin değil, “kim konuşuyor?” ve “kim görünmüyor?” sorularının da izlenmesi gerekmektedir. Yapılan incelemelerde gerek iktidar medyası gerekse muhalif medya olarak kendisini lanse eden Sözcü, Oda TV gibi yayınlar sürecin diğer aktörlerini görmezden gelmiştir. Barıştan yana söz alan siyasetçiler, akademisyenler, sanatçıların görüşleri kısmi olarak verilmiştir.

Kaynak çeşitliliğinin düşük olduğu haberlerde süreç daha çok siyasi aktörlerin açıklamaları üzerinden şekillenirken, farklı toplumsal aktörlerin görüşlerine yer verilen haberlerde sürecin sosyal, hukuki ve insani boyutlarının daha görünür hale gelmesi mümkün olmaktadır.

Medyanın Dönüşümü ve Gazetecilerin Sorumluluğu

DFG olarak sürecin başlangıcından bu yana medyanın sürece yaklaşımını, kullandığı dili, öne çıkardığı aktörleri ve görünür kıldığı başlıkları yakından takip ettik. İzlenimlerimiz, demokratik toplum ve barış sürecinin yalnızca siyasetin değil, medyanın da kendisini dönüştürmesini gerekli kıldığını göstermektedir.

Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için farklı toplumsal ve siyasal aktörlerin söz kurabildiği, görüşlerini ifade edebildiği ve kamuoyunun farklı perspektiflere erişebildiği bir medya ortamının oluşması önem taşımaktadır. Bu çerçevede, sürecin kilit aktörlerinden biri olan Abdullah Öcalan’ın görüşlerinin ve mesajlarının kamuoyuna doğrudan ve bağlamı içerisinde aktarılabilmesi de medyanın sorumluluk alanlarından biridir. Herkesin konuştuğu ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu bir ortamda, sürecin temel aktörlerinden birinin sözünün kamuoyuna ulaşamaması, medya açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir eksikliktir.

Bu nedenle DFG olarak, rapor boyunca ortaya koyduğumuz; kaynak ve aktör çeşitliliğinin artırılması, farklı görüşlerin görünür kılınması, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik eksenli bir çerçevede ele alınmaması, kullanılan dilin ayrımcı ve dışlayıcı ifadelerden arındırılması ve sürecin toplumsal boyutunun daha fazla görünür kılınması gibi eksikliklerin giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kapsamda gazetecilerin, sürecin temel aktörleriyle doğrudan temas kurabilmesi ve gazetecilik faaliyetinin gerektirdiği bilgiye erişim olanaklarının genişletilmesi önem taşımaktadır. DFG olarak, gazetecilerin Abdullah Öcalan ile bir araya gelerek kendisine doğrudan soru yöneltebilmesinin ve görüşlerini gazetecilik ilkeleri çerçevesinde kamuoyuna aktarabilmesinin, medya alanındaki bilgi eksikliğinin giderilmesine katkı sunacağını değerlendiriyoruz.

Medyanın sürece ilişkin rolü yalnızca gelişmeleri aktarmakla sınırlı değildir. Kullanılan dil, seçilen başlıklar, kaynak tercihleri ve hangi aktörlerin görünür kılındığı, kamuoyunun süreci nasıl değerlendirdiğini de etkilemektedir. Bu nedenle gazeteciliğin temel ilkeleri doğrultusunda daha çoğulcu, doğrudan bilgiye dayanan ve farklı aktörlerin söz hakkını gözeten bir habercilik anlayışının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Önerilerimiz

1. Doğrudan bilgiye erişim genişletilmelidir.
Sürecin temel aktörleriyle gazetecilerin doğrudan görüşebilmesinin ve soru yöneltebilmesinin önündeki kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Özellikle kamuoyunda yoğun biçimde tartışılan konularda, ikinci el açıklamalar yerine doğrudan görüş ve açıklamalara erişim sağlanmalıdır.

2. Medyanın kaynak ve aktör çeşitliliği artırılmalıdır.
Haberlerde yalnızca hükümet, siyasi parti temsilcileri veya güvenlik bürokrasisinin açıklamalarına değil; sürecin farklı aktörlerine, hukukçulara, akademisyenlere, sivil toplum örgütlerine, gazetecilere, mağdurlara ve toplumun farklı kesimlerine de yer verilmelidir.

3. Güvenlik merkezli haber dili tek çerçeve haline getirilmemelidir.
Kürt meselesi ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci yalnızca güvenlik, terör ve silah bırakma başlıkları üzerinden ele alınmamalı; demokratikleşme, hukuk, haklar, toplumsal barış, siyasal katılım ve Kürtlerin talepleri gibi boyutlar da haberlerin parçası haline getirilmelidir.

4. Haber dili ayrımcı ve dışlayıcı ifadelerden arındırılmalıdır.
Gazeteciler ve medya kuruluşları, kişi ve toplulukları kategorik biçimde kriminalize eden, düşmanlaştıran veya toplumsal kutuplaşmayı artırabilecek ifadelerin kullanımını yeniden değerlendirmelidir. Haber ile yorum arasındaki sınır korunmalı; kullanılan nitelemelerin kaynağı açıkça belirtilmelidir.

5. Başlık ile haber içeriği arasındaki uyum gözetilmelidir.
Süreçle ilgili gelişmelerde kullanılan başlıkların, haber metninin içeriğini doğru biçimde yansıtması önemlidir. Özellikle bir aktörün açıklamasının tek bir kelime veya ifade üzerinden yeniden çerçevelenerek farklı bir anlam kazanmasına yol açabilecek başlıklandırma pratiklerinden kaçınılmalıdır.

6. Sürecin toplumsal boyutu görünür kılınmalıdır.
Medya, süreci yalnızca siyasi aktörler arasındaki görüşmeler üzerinden takip etmemeli; sürecin toplum üzerindeki etkilerini, farklı toplumsal kesimlerin beklentilerini ve gündelik yaşama yansımalarını da izlemelidir. Barış gazeteciliğinin önemli unsurlarından biri olan insan hikâyelerine ve toplumsal deneyimlere daha fazla yer verilmelidir.

7. Medya kuruluşları kendi dil ve yayın politikalarını gözden geçirmelidir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci gibi toplumsal etkisi yüksek dönemlerde medya kuruluşlarının kullandığı kavramları, haber kaynaklarını, başlıklandırma biçimlerini ve görünürlük politikalarını düzenli olarak değerlendirmesi gerekmektedir. DFG olarak bu değerlendirmenin gazetecilik meslek ilkeleri temelinde yapılmasını önemsiyoruz.

Sonuç olarak DFG açısından Barış ve Demokratik Toplum Süreci, medyanın yalnızca takip edeceği bir siyasal gündem değil, aynı zamanda gazetecilik pratiğinin yeniden düşünülmesini gerektiren bir dönemdir. Medyanın görevi herhangi bir siyasi görüşü savunmak ya da karşısında konumlanmak değil; kamuoyunun doğru, çoğulcu, doğrudan ve doğrulanabilir bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.

DFG olarak gazetecilerin her türlü siyasi ve idari baskıdan uzak biçimde haber yapabildiği, sürecin tüm aktörleriyle doğrudan görüşebildiği, farklı görüşlerin eşit biçimde görünür olabildiği ve özellikle Kürt sorununun yalnızca güvenlik perspektifine indirgenmediği bir medya ortamının oluşturulmasını gerekli görüyoruz.

Barışın toplumsallaşması için medyanın da özgür, çoğulcu ve hak temelli bir gazetecilik anlayışıyla hareket etmesi gerekmektedir. DFG olarak gazetecilerin bilgiye erişiminin önündeki tüm engellerin kaldırılması ve medyanın bu süreçte kendi sorumluluğuyla yüzleşerek dönüşmesi çağrısında bulunuyoruz.

RAPORUN TAMAMI İÇİN